İş Güvenliğinde Patronlar Değişmeden Hiçbir Şey Değişmez

İş Sağlığı ve güvenliği konusu son yıllarda ülkemizin en önemli gündem konularından bir tanesi Soma’da yaşanan maden faciasının ardından işletmelerdeki iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri tüm Türkiye’nin gündem konusu haline geldi. Özellikle İstanbul’da yaşanan asansör kazasının ardından hükümetimiz iş güvenliği konusunda daha da sıkılaştırıcı tedbirler için çalışmalara başladı. İlk gelen bilgilere baktığımız zaman iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili denetimlerin sıkılaştırılması ve cezai yaptırımların arttırılması bu çalışmanın esasını oluşturuyor.
1999 Yılından bu yana yönetim danışmanı olarak orta ve büyük ölçekli yaklaşık 500 firmanın danışmanlığını yaptım. Türkiye genelinde yönetim sistemi denetimi yaptığım firmaların sayısı 1000’i aşmıştır. 15 yıldır hem işverenlerle hem yönetici ve çalışanlarla birebir mesai harcayan bir yönetim danışmanı ve A Sınıfı iş güvenliği uzmanı olarak iş sağlığı ve güvenliği konusunda gerek denetimlerin sıkılaştırılması gerekse de cezai yaptırılmasının arttırılmasının ülkemizde yaşanacak iş kazalarının önüne geçeceğine inanmıyorum.
Örneğin son çıkan 6331 sayılı iş sağlığı ve güvenliği kanundan sonra binlerce işveren hatta apartman yöneticisi zorunlu olduğu için işletmelerinde ve apartmanlarında risk analizi yaptırdı. İddia ediyorum işverenlere sorsanız %98’i risk analizinin ne olduğunu ve neler içerdiğini bilmez, “zorunluymuş cezası var” dediler yaptırdık der.
Şu anda ülkemizde iş kazalarının önüne geçilememesinin en temel nedeni işverenlerin iş güvenliği konusunda bilinçsiz olmasıdır. İşverenler sadece pazarlama ve satınalma odaklı çalışmakta iş sağlığı, iş güvenliği, çevre yönetimi, çevre sağlığı vb. diğer fonksiyonları angarya uygulamalar olarak görmektedir. Çünkü işverenler maalesef üretim ve ticaret yaparken sorumlu olduğu mevzuattan habersizdir. İşverenlerin çoğu kendisini direkt olarak bağlayan iş kanunu hatta Türk ticaret kanunu bile hiç okumamıştır. Bu işleri direk ilgili çalışana havale eder. Bu nedenle de iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bir kaynak ayrılacağı zaman bu kaynağı gereksiz bir maliyet unsuru olarak görür. Çoğu iş güvenliği uzmanına sorsanız işletmede iş güvenliği konusundaki eksiklikleri patronun gereksiz masraf gördüğü gerekçesi ile gideremediğini anlatacaktır. Hatta çalışanlara verilmesi zorunlu olan iş güvenliği eğitimleri bir çok işletmede patronun mesai saatleri içerisinde verimliliği düşürür endişesi ile ya çok kısa verilmekte veya eğitim verildi gibi gösterilmektedir.
İş güvenliği bir yönetim felsefesidir. Bu felsefenin temelini işverenlere ve yöneticilere tam olarak vermezsek işverenler iş güvenliği konusuna maliyet unsuru olarak bakmaya devam edecektir. İş sağlığı ve güvenliğini işletmelere uyulması gereken bir mevzuatlar dizisi değil de bir yönetim felsefesi olarak benimsetmedikçe yapılacak diğer uygulamaların başarılı olması mümkün değildir.
Kısaca iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarında işverenin (Patronun) bakış açısı değişmedikçe, hiçbir şey değişmeyecektir. Ne denetimlerin sıkılaştırılması ne de cezai yaptırımların arttırılması iş kazalarının ve yaralanmalarının önüne geçemeyecektir.
Bu nedenle hükümetimizin iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınacak tedbirleri belirlerken öncelik verilmesi gereken konu işverenlerin bilinçlendirilmesidir. Bu konuda önerim tüm şahıs, limited, anonim vb. şirket sahiplerine ve sorumlu yöneticilere bakanlık tarafından İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi verilmesi ve bu konuda sınava tabi tutulmalarıdır. Bu eğitimi almayan ve sınavı geçmeyen hiçbir işverene şirket kurma ve şirket yönetme izni verilmemelidir. Böylece en azından Türkiye’deki tüm işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği konusunda bilinç sahibi olması konusunda bir adım atılmış olur.
Sonuç olarak iş sağlığı ve güvenliğinde işyerlerinde işverenin bakış açısı değişmez ise hiçbir şey değişmez. Yapılacak düzenlemeler de kağıt üzerinde kalır.

Posted in Blog and tagged , , , , .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir